| ||
| Bilinmesi Gerekenler |
| ||
1- "Affetmek, zaferin zekâtıdır." Hz. Muhammed
Ahmed Hulûsi
Hz. İsa
A.F.Y
Muhiddin Arabi
Ahmed Hulûsi
Hz.Muhammed
A.F.Y
Muhammed İkbal
A.F.Y
Byron
Hz.Muhammed
Ahmed Hulûsi
Hz.Muhammed
A.F.Y
Cüneyd-i Bağdadi
A.F.Y
Yunus Emre
Hz.Muhammed
Hz. Muhammed
A.F.Y
Hz. Muhammed
A.F.Y
Fransız Atasözü
A.F.Y
Demokritos
A.F.Y
A.F.Y
Montesquieu
Hz. Muhammed
A.F.Y
Cüneyd-i Bağdadi
A.F.Y
Hz. Muhammed
A.F.Y
Conficius
A.F.Y38- "Hiçbir yiğidin kaza ve kader okuna karşı kalkanı yoktur."
Hafız
Hz.Muhammed
A.F.Y
Hz. Muhammed
A.F.Y
Alexandre Dumas Fils
Yunus Emre
A.F.Y
Cüneyd-i Bağdadi
A.F.Y
David Starr Jordan
A.F.Y
Mevlâna
A.F.Y
Hz.Muhammed
Ralph Waldo Emerson
Hz. Muhammed
Hızır
Hz. Muhammed
Hz.Muhammed
A.F.Y
Hz.Muhammed
Hz.Muhammed
A.F.Y
Caferi Sadık
İtalyan Atasözü
Hz. Muhammed
Şeyh Hariri
Hz. Muhammed
Hacı Bektaş Veli
Hz. Muhammed
Hz. Muhammed
Hz. Muhammed
Richard Bach
Hz. Muhammed
Cüneyd-i Bağdadi
Cüneyd-i Bağdadi
Hz. Ali
Hz. Ali
Kenan Rifai
Muhammed İkbal
Muhammed İkbal
Hallac-ı Mansur
Hızır (a.s)
Şibli
Hallac-ı Mansur
Hz. Muhammed
Hz. Muhammed
Victor Hugo
Hz.Muhammed
A.F.Y
Hz.Muhammed
Hz.Muhammed
Firdevsi
Hz. Muhammed
Hz. Muhammed
Hz. Muhammed
Hz. Muhammed
Hz. Muhammed
Hz. Muhammed
V.Hugo
Hz. Muhammed
Helen Keller
| ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
|
İşte Türkiye'nin Etnik Haritası Dünya genelinde etnik köken, dil ve din araştırmaları yapan Amerikan merkezli USCWM, Türkiye'deki bütün etnik kimlikleri ve bunların sayılarını verdi...
Dünya genelinde etnik köken, dil ve din araştırmaları yapan Amerikan merkezli United States Center for World Mission (USCWM) adlı vakfın Aralık 2008 verilerine göre, Türkiye nüfusunun yüzde 20.8'ini Kürt kökenliler oluşturuyor. | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
BAŞARILI OLMANIN KURALLARI
* Bundan yaklaşık 20 yıl önceki Bilim ve Teknik dergisinde yayınlanmış olan ve çogunlukla genç lere seslenen bu yazıyı, arşivimden çıkarıp sizlerle paylaşmak istedim. Yazmak epey zamanımı aldı bu sıcaklarda ama olsun umarım hoşunuza gider. | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
Ahlak ve Şiddet İnsanın toplumuyla ilişkilerinde her zaman ahlak vardır. Özgürlük çılgınlıktır,
ramazansaman | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
Ahlak ve Şiddet
önümüze çıkan iki olgu aracılığıyla fark ederiz. Bir taraftan bizi sürekli kemiren ahlak kuralları diğer taraftan tüm umutları bir anda sona erdiren şiddet. Ahlak kuralları herkes tarafından karşı çıkılmasına rağmen varlıklarını sürdürürler. İki veya daha fazla kişinin bulunduğu her yerde bu kurallar varlıklarını kabul ettirir. Sosyoloji, psikoloji, psikanaliz, etnoloji ve felsefe kendi alanlarındaki araştırmalar içinde birden kategorik bir biçimde ortaya çıkan ahlak olgusu ile karşı karşıya kalırlar. Herkes en azından görünürde bu kurallara uyar. Büyük bir ahlaksızlık çeşitti dil oyunları ile ahlaksal bir giysiye bürünebilir. Ahlak kuralları özgürlüğü sorunsallaştırmaktadır. Varoluş bir özgürlük devinimidir. Özgürlük boşluk içinde başlangıçsızdır. Özgürlük varoluşun gerçekleşme biçimi olarak boşluğa açılır ve ahlaksal kurallarla kendini imha ederek bireyselleşir. Felsefi özgürlük ile sosyo-politik özgürlük arasındaki geçiş alanı özgürlüğün ahlaksallaşması süreciyle somutlaşır. Özgürlük ahlaksallaşma sürecine giremediğinde şiddet haline dönüşerek varoluşa yabancılaşır. Ahlaksal kurallara baktığımızda bu kuralların bir taraftan toplumsal baskı, diğer taraftan ben’in içinden gelen bireysel baskı biçiminde somutlaştıklarını görüyoruz. Dışarıdan ve içeriden gelen bu kuralları birbirinden ayırt etmek kolaydır. Toplumsal çevre değiştiğinde değişen kurallar toplumsal, değişmeyen kurallar ise bireysel (ahlaksal) kurallardır. Ahlaksal kuralların yaşamı düzenleme yetersizlikleri her zaman şiddet oluşumuna yol açar. Toplumsal ahlaki kurallar yetersiz kaldığında yaşamı düzen altına almak için devletin hukuksal veya hukuk-dışı (diktatörlük, krallık, vs.) şiddeti devreye girer. Bireysel ahlak kuralları yetersiz kaldığında bireyin toplumla ilişkileri hep şiddet ilişkileri olarak gerçekleşir. Ahlak kuralları “bireyleşme” süreci içinde dinamik bir yapı kazanır. Birey kendini içinde yaşadığı toplumun kuralları ile çepçevre kuşatılmış bulur. Bu kurallara karşı özgürlük bir fikir, bir ideal biçiminde bireyin bilincine egemen olur. Toplumsal ahlak kurallarından kurtuluş çabasına öncülük eden özgürlük fikri, bu çabaların yoğunlaştığı noktalarda yok olmaya ve yerini bireyin kendi varoluşunun amacı olarak gördüğü bireysel ahlak kurallarına bırakır. Özgürlük devinimi toplumsaldan bireysele dönüşen ahla kın itici gücüdür. Özgürlük her zaman bir ahlak kuralı tarafından kuşatılır ve kendini özgürlük-dışı bir olgunun karşıtı, potansiyel bir güç olarak ifade etmek zorunda kalır. Özgürlük hiçbir zaman somutlaşamadığı için onu betimlemek veya tanımlamak olanaksızdır. Sartre “özgür olmaya mahkumuz” derken insanın her durumda çeşitli olabilirlikler arasında seçim yapma zorunluluğunda olduğunu vurgulamıştır. Sartre’da özgürlük bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Kişinin bu seçimi ahlaksal bir seçimdir çünkü bu seçim aslında kişinin belirlediği bir kurala göre yapılmaktadır. Özgürlük devinimi bireysel bir devinim olmayıp. bireye ahlakı dayatı bir devinim olmaktadır. Özgürlük, bireyin varoluşunun dayattığı dünyaya açılış deviniminin başlangıcı olmakta ve yaşamsal süreçte ahlaksal kuralları oluşturan bir tür geriye çekilişi zorunlu kılmaktadır. Özgürlüğe mahkum olduğumuz için ahlak bir zorunluluktur. Ahlak kurallarının incelenmesi iyilik-kötülük eksenine oturtulursa verimli olmayacaktır. Çünkü bu kavramların birbirinin içine girme kolaylığı ve olayların çoğunluğun-da, birbirinden ayırt edilme zorluğu sonu gelmez tartışmalara neden olmaktadır. Platon’dan gelen felsefi geleneğin de ideal iyilik ve kötülük fikirlerini veri olarak alması ve eylemlerin bu ideallere göre değerlendirmeye tabii tutulması, kavramların içeriğinin belirginsizliği nedeniyle duygusal tepkilere bağımlı ahlaksal değerlendirmelere neden olmaktadır. l3laton’un duygusal tepki dışında iyilik ve kötülük ide ası olduğunu ileri sürmesine rağmen bu kavramların yine de duygusal tepkiye göre belirlendiği ortadadır. Ahlak kuralları Kant tarafından geleneksel, Max Scheler tarafından ise duygusal tepkilere dayandırılmakta, bir taraftan soğuk, yansız akılcı bir biçim alırken, diğer taraftan ateşli, tutkulu bir devinim kazanmaktadır. Burada garip bir çelişki vardır. Can sıkıcı kurallar birdenbire yaşamsal coşkuya neden olmaktadır. Bu coşku şiddetle karşılaştığında şiddete kolaylıkla dönüşmektedir. İyi ile kötünün savaşımının kaynağı buradadır. Şiddetin ahlaki yoktur. Şiddet sadece bir tekniktir. Ahlakın başladığı yerde şiddet geri çekilir veya yok olur. Ahlakın şiddete tamamen egemen olduğu durumlar yalnızlık, depresyon durumlarıdır. Birey toplum içine girişi ile birlikte şiddet olgusuyla karşı karşıya gelir. Bu şiddet bireyin özgürlüğünün kabul edilmeyişi biçiminde gerçekleşir. Birey şaşkındır, çaresizdir. Depresyon ve yalnızlık içindeki birey her şeyle birdenbire karşı karşıya gelmiştir. Özgürlüğünün onu yok etmeye yöneldiğini görür intihar eşiğindedir artık. Ahlak bir yaşama olanağı olarak intiharın karşısında durur. ramazansaman | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
ALEVİLİK NEDİR?
6. Hurufilik: Fazlullah Hurufi tarafından H.800 (1398)’de Horasan’da kurulan bir mezhep ve tarikattır. Hurufilik, evreni sadece harflerden ibaret görmektir. Bu tarikata göre kainattaki her şey 32 harfe dönüştürülebilir. Hurufililik, Allah’ın ve kainatın belli başlı özelliklerinin tarikatın kurucusu Fazlullah’ın zatında tecelli ettiği inancına dayanır. Bu inanışa göre, evrende Allah’tan başka bir varlık yoktur. Ulu Tanrı, “Ben bir gizli hazineydim, bilinmek ve tanınmak istedim, bu yüzden evreni yarattım” şeklindeki kutsi hadis gereğince kendisini önce kelam (söz) suretinde ve harflerle gösterir. Evrendeki her şey harflerden meydana gelir. Fazlullah’ın iki halifesinden birisi olan Seyyid Nesimi, Bağdat’ta derisi yüzülerek feci şekilde öldürülmesinden sonra bu bölgeden başlayarak Anadolu’ya hızla yayılmaya başlar. Anadolu’da Hurufilik, Timur’un Yıldırım Bayezıt’ı esir edip Anadolu birliğinin dağılmasından sonra Alevi Türkler arasında hızla yayıldı (Tercüman, 1982:273).
ramazansaman | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
ALEVİLİK NEDİR? Ahmet Yesevi, bir bilim dili olması dolayısıyla Arapça ve Farsça’yı gayet iyi bilmesine rağmen Arap ve Acem dili hastalığına yakalanmamış, göçebe Türkler’e Türkçe ile hitap etmiş ve öz Türkçe şiir, nefes, hikmet ve ilahiler söylemiştir. Ahmet Yesevi’yi meşgul eden tek şey, halkı irşat ederek doğru yola yöneltmektir. Onun tavsiye ettiği başlıca şeyler şunlardı: Erenlerin sözünü dinlemek, Kur’an ve hadislerin hükümlerine riayet etmek, şeriatla tarikatı bağdaştırmak, züht ve takva esaslarına bağlı kalmak, dünyanın süsüne, malına ve şöhretine bağlanmamak, riyazat ve mücahade yolunu açık tutmak. O ayrıca aşk yoluna girmenin çok zor olduğunu, aşk yolunun faziletli, feyizli fakat çilelerle dolu olduğunu belirtir. Yesevilik’te coşkun, taşkın bir ruh hayatını teşvikten çok, temkinli ve ölçülü davranışlar tavsiye edilir (Tercüman,1987:215). ramazansaman | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
ALEVİLİK NEDİR? f. Nusayrilik:Batıni gruplarından olup, Ebu Şuayb Muhammed bin Nesir El-Basri’nin ekolündendir. Nusayrilere göre Ali’nin vücudunda Allah’ın ruhaniyeti vardır (Tai,1998/6: 151, 152). Nusayrilerin görüşlerinin temelini Hz. Ali’nin ilahlaştırılması teşkil eder. Onların bütün kollarına göre Ali, mabuttur, Tanrıdır. Ali ne doğurdu ne de doğruldu,ölümsüzdür, her zaman vardır. Zatı yıldızlara hakim olan nurdur. Ali yerlerin ve göklerin yaratılmasından önce de vardı. O görünüşte imam ise de batıni olarak Allah’tır. Ali Allah’tır ve nurundan Muhammed’i yaratmıştır. Ali manadır, Muhammed ise isimdir. Muhammed, Selman-ı Farisi’yi yaratmıştır (Tercüman,1987: 160 -161). | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
ALEVİLİK NEDİR? 4
Alevi inancına göre, Cenab-ı Allah, evreni yaratmadan yüz bin sene önce Hz. Muhammed ile Hz. Ali’nin nurlarını yarattı. Sonra evreni yarattı ve yedi kez çeşitli yaratıkları (Dev kavmi, Peri kavmi, Cin kavmi) yarattı ise de kendini bildirip açığa vuramadı. Sonra kendi sıfatı üzerine Adem’i yarattı ve böylece Ademle zahirleşti ve bilindi, daha önce yaratmış olduğu Hz. Muhammed ile Hz. Ali’nin nurlarını Adem’in beline koydu. Sonra Adem’den Havva’yı yarattı. Ademle Havva’nın evlenmesiyle 124 000 peygamber ve 4444 veli geldi. Yukarıda adı geçen nurlar nesilden nesile geçerek en son Abdül’Muttalib’e kadar geldi. Onda ikiye ayrılarak birisi oğlu Abdullah’a diğeri ise oğlu Ebu Talib’e intikal etti. Abdullah’tan geçen nur, peygamberlerin sonuncusu olarak Hz. Muhammed’de zahirleşti. Ebu Talib’e geçen nur ise Hz. Ali’de velilerin şahı olarak zahirleşti. Sonra Hz. Ali ile Hz. Fatım’nın evlenmesi ile bu iki nur, Hz. Hasan ve Hüseyin’de birleşti. Bu nur sırasıyla 12 imamlara geçerek en son Mehdi’de kaldı. Mehdi mağarada kaybolduğu için halen onda yaşamaktadır. Mehdi tekrar dünyaya gelip dünyayı düzelttikten sonra tekrar Allah’a dönecektir (Bozkurt,?:18-19). | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
ALEVİLİK NEDİR? Alevilere göre Hz. Muhammed’den sonra İslam dini bozulmuştur ve gerçek İslam’ın savunucusu Hz. Ali’dir. Hz. Ali, bütün Türkler’de yiğitlik ve kahramanlığın sembolüdür. Alevi toplumunda ise yiğitlerin alplerin bileşimidir. Oğuz gibi yiğit, Dede Korkut gibi bilgedir. Bir çok Alevi köyünde Hz. Ali’nin Türk olduğuna inanılır. Hz. Muhammed ile Hz.Ali, İbrahim Peygamber’in soyundan gelirler (Bozkurt, 1990: 106 -108). ramazansaman | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
ALEVİLİK NEDİR? Oniki İmamlar
ramazansaman
| ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
|
| ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
Dindarlık, Depresyon, ve İntihar-3 Din ve intihar arasındaki ilişkiyi izaha çalışan ve çevre şartlarını içeren diğer bir tartışma da toplumsal bağlar teorisidir. Pescosolido ve Georgianna (1989) üç toplumsal ve tarihsel eğilimin (evangelicalism, secularization ve ecumenicalism) Durkheim'dan beri din ve toplum arasındaki ilişkiyi değiştirdiğini vurgulayarak, Durkheim'ın teorisinin yeniden formüle edilmesi gerektiğini ileri sürdü. Bu araştırmacıların Amerika'daki 27 mezhebi içine alan ve 404 ilçeden (250.000 veya daha fazla nüfuslu) grupları kapsayan çalışmaları Katolisizm ve bazı Protestan mezheplerin intihara karşı koruyucu vazife gördüklerini ortaya çıkardı. Fakat diğer bazı Protestan mezheplerinin olduğu bölgelerde de intiharın yüksek olduğu gözlendi.
ramazansaman | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
Dindarlık, Depresyon, ve İntihar-2 Din-İntihar İlişkisinin Yeniden Formülasyonu | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
Dindarlık, Depresyon, ve İntihar Prof. Dr. Steven Stack Dindarlığın intihar ve depresyonla olan ilişkisi hakkında oluşan literatür beraberinde bazı konuları da gündeme getirmiştir. Durkheim'ın (1966) toplumsal entegrasyon bakış açısı din ve intihar arasındaki ilişkiyi araştırmada bugüne kadar en önemli teori olma özelliğini korumuştur. Yani dinî inanç ve ibadetler intiharı önlemede dönüm noktası olarak görülmüştür (bk. Stack, 1980; Kowalski Faupel Starr, 1987). Hadiseye dinî açıdan yaklaşan bazı araştırmacılar da dinî birtakım özelliklerin intihar riskini azalttığı kanaatine varmışlardır (bk. Stark Doyle Rushing, 1983; Stack, 1983b). Son zamanlarda oluşan bir yaklaşım da (toplumsal) çevre ya da şartları temel alan bakış açısıdır. Bu bakış açısı, intihar riskini tayin edebilmek için dinin hiyerarşik yapısını ve bireyler arasındaki ilişkiler gibi organizasyonel yönleri inceler (Pescosolido Georgianna, 1989). Aşağıda bu teorileri ve deneysel araştırmaları gözden geçireceğiz. | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
MOGOLİSTAN ramazansaman | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
Dünyada çay kültürü
tutmak, binbir derde deva özelliklerinden yararlanmak hep söz konusu edile gelmiş. İşin güzel ve şaşırtıcı yanı ise, çayın sıcak bir içecek olmanın ötesine geçmesiyle başlıyor. Önce Çinliler, daha sonra çayı onlardan altıncı yüzyılın sonuna doğru aldıkları söylenen Japonlar, kendi dini ritüellerine ve eskiden beri törensel olan yemek adabına uygun düşen bir çay içme töresini geliştirmişler. Dünya üzerinde milyonlarca kişi gün boyu çay içerken bunu sıradan bir iş gibi yaparken, Japonlar ve Çinliler, buna derin bir anlam yüklüyor. Avrupa'da 17. yüzyıldan beri bir keyif maddesi olarak bilinen çay, 19.yüzyılda tüm Kuzey Denizi civarında, bir halk içeceği haline gelmiştir. Tüm dünyada, toplumsal yaşamda oldukça önemli bir yer tutan çayı, hintliler süt ve şekerle, Kuzey Afrikalılar yeşil çayı taze nane ile lezzetlendirirler. Çay kültürü her ülkede farklı yorumlanmaktadır. ÇİN Çay, içecek sayılmadan önce uzun zaman ilaç olarak kullanıldı. Çin'de ilaç dışında içecek olarak kullanılmaya başlandığı ilk dönemler 4. ve 5. yüzyıl olmuştur. O zamanki çay çayın hazırlanmasına baktığımızda büyük farklılıklar olduğunu görmekteyiz: Yapraklar buhardan geçirilip, havanda ezildikten sonra bir kapta toplanır. İçine pirinç, zencefil, tuz, portakal kabuğu, baharat, süt ve isteğe göre soğan katılıp kaynatılır.' Günümüzde bu adet Tibetliler ve bazı Moğol kabilelerinde devam etmektedir. 8. yüzyıl kaynaklarında Çinlilerin iyi bir çay yaprağını şöyle tanımladıklarını görmekteyiz: 'Tatar atlılarının çizmeleri gibi kara, güçlü bir öküzün boynuzları gibi kıvrımlı, tatlı bir meltemin dokunduğu göl kadar parlak' Çinlilere göre çay, küçük fincanda soğumadan içilmeli ve hemen yenilenmelidir. Hem rahatça içebilmek, hem de içerken içtiği çayı görerek manevi bir haza kavuşmak için fincanların geniş ağızlı olanları tercih edilir. Aynı yaprağı defalarca demleme olayı Çin'de yaygın olup, bunu bir sanata dönüştürmüşlerdir. JAPONYA Çay, birçok diğer şey gibi Çin'den Japonya'ya taşınmış ama Japonlar çay tarihini daha iyi belgelemiş, törenselliği derinleştirmiş ve onu da törensel yemek kültürlerine uygun olarak kendilerine has bir çay içme töresi haline getirmişlerdir. Taoculuk, Budizm ve Zen'in felsefi, dini dünya anlayışıyla sıkı bir ilişki içinde olan Japon çay töresinin başka bir eşi yoktur. Haz almaya değil, iç dünyaya ilişkin bir ritüel olan Japon çay töresinde, Katolik ayinlerinde İsa'nın kanını simgeleyen şaraptan daha önemli bir yeri vardır. Özel çay evlerinde gerçekleştirilen bu törenin öncelikli görevi, konukları en uygun ve en zarif bir biçimde ağırlamaktır. Mükemmel bir çay hazırlamak için tek bir yol yoktur. Bir sanat eseri olarak çay, en ince niteliklerini ustasının elinde gösterir. İyi ya da kötü resim olduğu gibi iyi ya da kötü çay da vardır. Dünya da en kötü üç şeyden biri kötü hazırlanarak mahvolan mükemmel bir çaydır. Japonlar çaya bir sanat olarak bakarlar. Diğer sanatlarda olduğu gibi çay sanatının da dönemleri ve ekolleri olmuştur. Kaynatma, Çırpma ve Demleme olmak üzere başlıca üç dönemden söz edilebilir. Günümüzde son ekolün ağırlığı hissedilmektedir. Günlük kullanımda demli çay kullanılmakla beraber, çırpma metodu ile hazırlanan toz çay her zaman çayların efendisi olarak kabul edilir. İNGİLTERE Çayla 17.yüzyılın sonunda sömürgesi Hindistan vasıtasıyla tanışan İngilizler zamanla çayı yaşamlarının ayrılmaz bir parçası haline getirdiler. Çayın ilk başlarda pahalı olması, yaygın bir içecek olmasını engelledi. Bu da çayı üst düzey toplantılara özgü bir şölen, prenslere ve asillere ayrılmış bir hediye haline getirdi. İngilizler, Eraly Grey çayını tecih ederler. Bu yoğun kokulu çay, bergamut esansı ile harmanlanarak hazırlanmaktadır. Bugün İngiltere de çat kapı gelen birine konukseverliğin işareti olarak bir fincan çay sunulur. İkindi vakti olan 'Beş Çayı' olarak adlandırılıp, Dünya'ya da armağan edilen küçük çay daveti, dostların bir araya gelmesi için düşünülmüş olup, Kral Edward döneminden beri devam etmektedir. Bu arada İngiltere Kraliçesi'nin çayının suyunu bütün gezilerinde yanında taşıdığını biliyormuydunuz? RUSYA Rusya'da her öğün çay içilmesi bir gelenektir. Ruslar çaylarını semaverde demlerler, beyazlatılmamış şeker ve limon suyu ilave ederek içerler. Gerçek bir çay tiryakisi Rus çayına şeker atmaz, şekeri ağzına alarak çayını içer. Eski kültürü yaşatanlar arasında, çaya şeker yerine bir çay kaşığı kaymak koyanların yanısıra, Anadolu'nun kimi yörelerinde olduğu gibi ve çayı bazen bardak altlığına dökerek içenlerde bulunmaktadır. Çay, konuklara yanında marmelat ile sunulur. Konuk, daha fazla çay gelmesini önlemek için bardağın altlığı bardağın üstüne konulur. FRANSA Fransız entelektüellerinin özel bir çay sevgisi vardır. Yaygın çay salonlarının yanısıra, romantik isimlerin takıldıkları çeşitli çayların satıldığı küçük çay dükkanı zincirleri vardır. Fransız kültüründe çay, uzun süre demlenmeden, ince porselen bir fincanda ikram edilir. Hafif içimli bir çayın yanında küçük bir çikolata, krokan veya pralin ikram edilir. | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
Dünyanın ilk Standartlar ve Tüketiciyi Koruma Kanunları
II. Bâyezid döneminde dünyanın ilk Standartlar Kanunu, ilk Belediye
ramazansaman | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
Einstein'den eğitim üzerine
Nice akıllı ve iyi niyetli kişiler, eskilerden beri eğitim üstüne görüşlerini açıkça ortaya koymuşlardır. Pedagoji alanının bir yabancısı olarak ben ne cesaretle düşündüklerimi söyleyebilirim? Bana düşen yalnız yer ve zaman dışı genel ve evrensel eğitim sorunları üstüne konuşmaktır. Düşüncelerimin kişisel görgü ve inançlarımdan başka dayanağı yoktur. Konu gerçekten bilimsel bir sorun olsaydı, bu durumumu düşünerek susmam belki daha doğru olurdu” diyor ünlü bilimadamı Albert Einstein. Nasıl bir eğitim sistemi uygulanması gerektiğini, okulların amacının ne olduğunu ayrıntılarıyla anlatıyor. | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
Eski bir kızılderili Duası
Ey Büyük Ruh
ramazansaman | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| Sayfa 1 / 4 |
| Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa |