En-Nâsır Salâhuddin’in ilk halifesi İmam el-Mehdi b. Yahya el-Murtezâ’dır (öl. 840/1437). Halife olduktan bir yıl sonra devrilmiş ve hapsedilmiştir . Bu kişi aynı zamanda Zeydi ke l am ve fıkhını ihtiva eden ansiklopedik bir eser olan Bahru’z-Zehhâr’ın yazarıdır. Eserin on birinci kitabı Tekmiletü’l-Ahkâm ve’t-Tasfiye an Bevâtıni’l-Âsâm başlığını taşımaktadır. İbnu’l-Murtazâ tasavvufi kültürdeki ahlak anlayışı ile ilgilenmekteydi. Bu konuda Semerâtü’l-Ekmâm başlığı altında geniş açıklamalar yapmıştı. El-Habşi’ye göre bu kitap Yemenli sûfiler arasında yaygındı. Hatta XI./XVII. yüzyılda Zeydi alimler Abdülhâlik el-Cehhâf (öl. 1053/1673), Hasan b. Ahmed el-Celâl (öl.1084/1643) ve diğerleri tarafından bu kitap üzerine şerhler kaleme alınmış ve eklemeler yapılmıştır. İbnu’l-Murtazâ bundan başka, tasavvufi meseleler üzerine, Hayâtü’l -Kulûb fi İhyâi İbâdeti Allâmi’l-Guyûb ve ez-Zehretü’z-Zâhire bi Tahkiri’d-Dünyâ ve Ta’zimi’l -Âhire gibi daha küçük risaleler de kaleme almıştır. Ayrıca eğlencelere ve müzik aletlerini kullanmaya izin veren alimlerin görüşlerini reddetmeyi amaçlayan Kitâbu’l-Kamerî’n-Nevvâr fi Reddi ale’l-Murahhısîn fi’l-Melâhi ve’l-Mizmâr adında bir kitap da yazmıştır. Burada o, müzik aletlerini, şarkı söylemeyi, şarkıcı köle kızlar satın almayı v.s. yasaklayan hadisleri uzun uzadıya nakleder. Bu hadisleri daha önce İmam el-Mansur Abdullah b. Hamza (öl. 614/1217) Kitâbu’ş -Şâfi adlı eserinde toplamıştı. İbnu’l-Murtazâ bir kasidesinde “hakkı tavsiye eden kitapları yasaklayıp def ve mizmara çarşı-pazarda izin verenleri” sertçe eleştirir. Ona göre bu gibi kimseler alimlerin düşmanı ve el çırpıp rakseden sözde sûfilerin de dostlarıdırlar.
Ahlak üzerine yazılan bir başka kitap, İmam el-Hâdi İzzüddin b. Hasan el-Yahyavî (879-900 /1474-1495) tarafından yazılan Kenzu’r-Reşâd ve Zâdü’l-Meâd’dır. İzzüddin burada, kaçınılması gereken nefsâni özellikleri ve âbidin elde etmek için gayret etmesi gereken meziyetleri ele alır. Giriş bölümünde okumuş olduğu zühde dair kitaplar ve ehl-i tarik-i marziyyeden bahseden risalelerle ilgili bilgi verir. Kitabın sonunda asla tasavvuf yoluna girmediğini belirtir ve ancak bu yolda en üst mertebeye ulaşanların bu konuda yazması gerektiğine inananlardan da özür diler. Açıklamaları esnasında sünni hadis kaynaklarından sıkça alıntılar yapar. Gazali’nin, insanların dünya malına bağlılıklarını kınayan güçlü ifadelerini över, fakat diğer sûfilerden nadiren bahseder.
İzzüddin’in selefi İmam el-Mütevekkil Mutahhar b. Muhammed b. Süleyman el-Hamzi (840-879 /1436-1474) sûfilere karşı açıktan daha fazla düşmanlık ediyordu. El-Mansur Kasım b. Muhammed, Hatf ani’l-Âfik adlı kitabında yukarıda adı geçen imamın bir şiirinden bazı mısraları iktibas eder. Bu şiirde imam, dini, gecenin karanlığında eğlence, raks ve el çırpmaktan ibaret olan kişilerin inancını alaya almaktadır. Ona göre, bu gibi kimseler akıllarından mahrum bir şekilde kendilerini vecd sarhoşluğu içinde bulurlar. Bu tür uygulamaları ne Allah’ın kitabında ve ne de sünnette haklı çıkarıp destekleyecek hiçbir delil yoktur.
Sûfilere karşı sistematik zulüm hareketi 912/1506 dan 965/1558 yılına dek hüküm süren İmam el-Mütevekkil Şerefüddin Yahya b. Şemsüddin tarafından başlatılmıştır. İbnu’l-Murtezâ’nın Kitâbu’l-Ezhâr adlı eserinin meşhur bir muhtasarı olan Kitâbu’l-Esmâr’da Şerefüddin, sûfileri Hz. Ali taraftarlarına genel anlamda düşmanlığa yardımcı olmakla suçlamıştır. Onlardan bir kısmı ehl-i beytin Peygamber’e tabi olan bütün herkesten meydana geldiğini ileri sürmüştü. El -Mansur Kasım b. Muhammed, İmam Şerefüddin’in sûfiler hakkında soru soran birine verdiği cevapta şöyle dediğini belirtir: “Eskiden ve şu anda sûfiyye diye isimlendirilen bu fırkanın dinen dayanacakları bir temel, aklen ve şer’an gösterebilecekleri bir delil yoktur. Onların işleri daha ziyade yanlış hayaller, boş konuşmalar, asılsız kuruntular ve doğruluk ve gerçeklikten uzak iddialar üzerine kuruludur. Her kim bu hayallere dalmaya kalkışırsa İslam’dan ayrılır ve şüphesiz küfre girer. Sonuçta o bir mücessim ve alim-i mutlak olan Allah’ın ilahi sıfatlarını münkir olur. Bu durum onların kitaplarını okuyan alimler ve gizli tuttukları şeyleri göz önünde bulunduran akıllı kişiler tarafından iyi bilinir. Bu nedenle böyle kimselere katılmamak, kıyafetlerini giymemek ve onlara benzememek bütün müslümanlara vaciptir. Çünkü bir rivayete göre her kim bir başkasını taklid ederse o da onun gibidir. İnkar ve ahlaksızlığa dair hükümlerin esası buna dayanır.
İmam Şerefüddin böylece tasavvufi uygulamanın temelde sadakatsizlikten kaynaklandığını öne sürer. İbn Ebi’r-Ricâl’e göre, imam kendi hakimiyetinin başlangıcından itibaren tasavvufa intisab etmeyi ve onların desteklenmesini yasaklamıştı. Bunun sonucunda sûfiler raks, ilahi v.b. kendilerine has olan ve daha önceleri halk arasında gerçekleştirebildikleri uygulamaları gizlice evlerde yapmak zorunda kaldılar. İmam, 939/1532 yılında aralarında Kadı Muhammed b. Atfullah el-Absî’nin de bulunduğu birkaç sûfiyi dini inançlarını tartışmak üzere davet etmişti. Tartışmadan sonra Şerefüddin, Kadı Muhammed’e tasavvufu terketmediği taktirde kendisine bir mürted gibi muamele edeceği, eşlerinden ayrılmaya zorlayacağı ve bir süre mühlet verdikten sonra da idam edeceği tehdidini savurdu.
Kadı Muhammed yenildikten ve kendisine işkence edildikten sonra tasavvuf yolundan ayrıldı ve bunun nedenini belirten bir açıklama yaptı. Bunun üzerine diğerleri de bu yoldan vazgeçtiler. Aynı şekilde, bir seyyid olan Abdullah b. El-Kâsım imam tarafından tasavvufla olan bağlarını koparmaya zorlandı. Seyyid, Hâcce bölgesindeki Zahreyn’i ziyaret eden ve seyahatinde kendisine eşlik eden Şeyh Ali el-Cebertî tarafından dine ters düşen fikirlerle kandırılmıştı. Seyyid’in tasavvufi eğilimleri ortaya çıkınca imam onu el-Arus kalesine hapsetti ve azarladı. Tasavvufi öğretilerden ilgisini kestiğini belirten bir açıklama yazdıktan hemen sonra serbest bırakıldı.
Daha az şanslı olan bir başka sûfi ise Şeyh Hasan b. Ali el-Cedr’dir. Bu kişi şathiyye söyleyenleri destekliyordu ve pek çok da müntesibi vardı. İmam, dini bilgiler konusunda yetersiz olduğunu düşünerek, diğer sûfilerle tartışırken onunla tartışmayı gerekli görmedi. 940/1533 yılında imamın askerleri Sa’da’yı ele geçirdiklerinde Hasan el-Cedr’e ait bir mektup bulundu. O, mektubunda oradaki sûfilere inançlarına bağlı kalmaları hususunda cesaret veriyor ve imamın sözlerinin ve azarlamalarının kendisini korkutmadığını belirtiyordu. İmam onu öldürmek istedi fakat şeyhin oğlu Şemsuddin Hasan babasının el-Cedr hapsedilmesi hususunda imamı ikna etti. Bu olaydan sonra şeyh tasavvufu terkettiğine dair yemin etti. Şeyhin mektubu, Kadı Muhammed el-Absî’nin pişman olmasından önce yazılmıştı. İmam özrünü kabul etti ve onu serbest bıraktı. Bir süre sonra Hasan el-Cedr’in hala kendisine ait tasavvufi fikirlere bağlı olduğu anlaşıldı. Şeyh, Safer 942/Ağustos 1535’te imamın emriyle idam edildi.
Tasavvuf karşıtı tartışmalar, Kâsımi İmamlığı’nın kurucusu İmam el-Mansur Kâsım b. Muhammed (1006-1029/ 1598-1620) döneminde doruğa ulaştı.El-Mansur’un hükümdarlık dönemi Osmanlılar’ın Yemen’i işgaline karşı yaptığı çetin savaşlarla geçmiştir. Yemenli sûfiler başlangıçta Osmanlı istilasını iyi karşılamışlar ve daha sonra Osmanlı idarecileri de onlara ilgi göstermişlerdi. El-Mansur’un sûfilere karşı olan acımasız saldırıları bir ölçüde onların müttefikleri olan Osmanlılar’a yönelik bir tepkiydi. El-Mansur imametinin ilk zamanlarında el-Kâmilü’l-Mütedârik fi Beyâni Mezhebi’t-Tasavvufi’l-Hâlik adını verdiği 60 mısralık bir şiir inşa etmişti. Bu şiire eklediği kısa bir açıklamayla birlikte o, tasavvufun aykırı yönlerini göstermiş ve bütün müslümanları ona karşı uyarmıştı. Şiir Peygamber’in ölümünü müteakiben müslümanların büyük bir bölümünün ehl-i beyti terketmelerinden dolayı bir yakınmayla başlar. Zira bunun sonucunda müslümanlar pek çok fırkaya ayrılmışlardı. Şiirin devamında ise sûfilerin sapkınlıkları ifşa edilir ve özellikle de seksüel ahlaksızlıkları üzerine vurgu yapılır. Bu şiiri, o dönemde Türkler’le yapılan bir savaşa katılan oğlu Muhammed’e gönderdiği söylenir.
ramazansaman |