GEÇMİŞ ZAMANIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ Ana Sayfa | Profilim | Arşiv | Arkadaşlarım
Bilinmesi Gerekenler

Üç Kutsal Dinin Toplumsal Kökenleri23/11/2008

  Üç Kutsal Dinin Toplumsal Kökenleri

Din denilince bundan dogaustu bir yaraticinin,nasilsa kendisiyle birebir konusma yetenegindeki peygamberler araciligiyla ilettigi vahiyler demetini anlayan ilahiyatçi ne kadar bilim disinda duruyor ise,butun bu ‘vahiy’lerin bir kutsal uydurmalar yigini oldugunu dusunen de o kadar bilim disinda duruyor demektir.

Onbinlerce yillik insan toplumunun orgutlenme ve uygarlasma gidisinde,onu kurallar,kurumlar yonetiyordu. Bu tur kurallarin,kurumlarin erken biçimlerini,’kutsal me’ler vb. olarak tanidikça,din fenomeninin,baslangiçtaki yapilanmasinin eski toplumun kurallar duzeni olarak sekillenmeye baslamis oldugunu goruyoruz.Din fenomeninin varolus gerekçesi,erken donemin bariscil duzen olusturma çabasi içinde anlam bulur.Sonraki yapisi ve anlami,butun toplumsal kurumlar gibi,ozellik degistirecek olsa da,bugunku yonetim makamlarinin,bugunku adalet kurumlarinin,bugunku tibbin,bugunku eczaciligin… kisaca bugunku toplumsal duzenin butun sekilsel ve içeriksel ozelliklerinde en eski dinsel motiflerin renk,kavram ve yapisal olarak ozelliklerinin bulunuyor olmasinin nedenleri bunlardir.

Aslinda,sabah yatagindan kalktigi andan itibaren, dogumundan olumune degin geçen sureyi içinde geçirecegi simdiki modern topluma ait her kisi,sadece jenetik olarak degil,butun bir toplumsal varolusun her alandaki parçasi olarak,davranis,duygu ve kavramlariyla kendisini atalarina yeniden baglar.Simdi ona basit bir kibarlik gibi gorunen ‘gunaydin’,’selam’,'merhaba’ sozcugu,hiç olmazsa kaynak ve kayitlarini inceleme olanagi buldugumuz 6000 yil kadar onceki erken Mezopotamya toplumlarinin aralarinda ittifak kurmak uzere ‘baris’ kurmaya yoneldikleri donemlerin en yuce ilkesel sozcugu olarak ortaya çikmisti..Insanoglunun, butun uygarlik çabasinin kisa tanimi,onun siddet egilimli dogal yapisini, yamyamsal ozelligini sinirlama,geriletme çabasindan baska bir sey degildir.Eger eski ve onun uzantisi modern toplumun hucrelerinin en derinlerinde yer etmis dinsel duygular tarihte bu denli etkili olmus ise,kendisinin sabah vakti onune gelene soyledigi ‘gunaydin’,’selam’ sozcugunun ,atalarinin bir ‘baris antlasmasi’ olarak yarattigi dinlerin de en temel sozcugunun ‘baris’ olmasindan oturudur.

Eski toplumun ozellikleri kavranilmadan,onun dinlerinin temelleri de kavranilamaz.Bir yaratici ustun varlik hiç bir zaman olmamistir.Din,insanin bizzat yarattigi,tanri ve tanriçalarini olusturdugu bir duzenlenis anlatimidir.Bu nokta çoktandir biliniyor zaten.Simdi yapilmasi gereken, dinsel yazilarin tam olarak nasil sekillendigini,kavramlarini,ozelliklerini eski toplumun gerçek yapisi içinde tanimaktir.Bilim adamlari bakimindan Turkiye’de bulunmak,bu noktalarin incelenmesinde çok buyuk bir olanaktir.Cevresiyle birlikte,genis olçuleriyle Mezopotamya kaynakli dinlerin su veya bu dolaysizlikta devami olan toplum ve dinlerin kavramlarini, tutumlarini,yasayan kalintilarini bir arada tutan ve butun bunlari bilimsel bir sekilde ele alabilme birikimine sahip olan çok az ulke var.

Gelgelelim,din uzerine ortaya çikan çalismalar,simdiki bilgi duzeyinin istemlerine yanit vermekten çok uzakta durmaya devam ediyor hala.
Bilim dunyasi,kendisini atasina baglayan aglari,ister din adami olsun,ister din dusmani olsun,henuz parçalayabilmis degildir.Maddeci oldugunu dusunen bilim adamlarimizin bile,bir ilahiyatçinin ters çevrilmis biçimi haliyle,dinin kaynaklarini, tanrilar dunyasindaki efsunlanmis beyinlerin hayal aleminde aramaya devam ediyor olmalari,buyuk bir kayiptir.Bilginin kaybedildigi bu alan,simdi sahte ‘gizler’i,sansasyonu,merihli katkisini,marduk yildizciligi kalpazanligini surdurerek dunyalik biriktirenlerin alanina terkedilmistir.

Din denilen fenomen,tamamen toplumsal iliskilerin bir ifade edis biçimidir.Eski toplumun dogal yamyamlik anindan baslamak uzere,adim adim yaratilmis kurumlarinin,ister istemez bozulan,bozularak toplum disina, isteyerek itilmeye çalisilan bir kurallar toplamidir.Eski toplumun en kutsal kisisi,eski toplumun yamyamlik doneminden kalan yukumluluklerini yerine getirmek uzere kurban olan,kurban edilen kisisidir ve tanri,sadece boylece,ve bu kadar basit bir sekilde olusmaya baslar.Tanri kavraminin olusumu sureci bir toplumsal sureç konusudur ve kanat takarak uçma denemeleri yapan insanoglunun uçak teknolojisinde ulsatigi basari surecinden farkli degildir.

Sumer adi verilen ve bu toplulugun Akkad’larla olan iliskisini incelerken,eski topluma iliskin çok onemli kurumlari birer birer açiga çikarmaya,bunlarin hem eski toplumdaki fonksiyonel degerlerini ve hem de gunumuze ulasan izlerini saptamaya çalismistik.Bir kaç yildir yazili olarak ortaya konulan bu noktalar,degisik alt alanlariyla modern insanbilimin uzerinde yukselecegi belli basli noktalardir.Onlarsiz ,ne eski toplum ve dolayisiyla yeni toplum;ne eski din ve dolayisiyla yeni din yeterince anlasilabilir.Bugunku IMF’i,hala,19.yuzyilin Duyun-u Umumiye’sini elestiren Parvus Efendi’nin argumanlari ile ele almak,ulusal sinirlarin her alanda butunuyle yikildigi çagin sasirilmasi demektir.Bugunku çag,ust yapida,asagida yikilmis sinirlarin uzerinde yukselecek kurumlara gerek duyuyor.Toplum,bunu yaratmanin sancilarini çekiyor.Dunyasal din talebi ,bugunku gerçek dunyanin ihtiyaci olarak sesini yukseltiyor.Dinlerin gerçek ozelliklerini insan toplumun gerçek varliginda aramayan çalismalar,konuyu ‘al baraka’ rusvetleriyle vb. açiklayan bilimciler,aslinda toplumun yeterince bilinçlenmemesinden yararlanan rusvetçilerin kendileridir.Rusvet sadece maddi degildir.Makam,unvan vb.dir de.Insanlarin bilgisizliginden yararlanmanin farkli turlerini uygulayanlara en buyuk ceza,onlarin bilgilerinin yanlisligini,duzeysizligini,nihilistligini,darligini ortaya koyma olacaktir.

Sabirla bunu yapmaya çalismak gerek..

*‘Ilk urun, ikizkardeslik, karsilikli toplu evlenme biçimleri, rotasyonel yonetim, yamyamliktan bitki-hayvan toteme geçis, akrabalik kavramlari, yiyecek ve içecek ayrimlarinin, onlarin pisirilme biçimlerine degin uzatilmasi, olum kultu gibi konularda saglam sosyolojik vargilara dayanmadan , eski toplumu anlamak ve onlarin dinleri hakkinda geçerli dusunceler elde edebilmek olanakli degildir. Aksi takdirde, 6000 yil onceki toplumlarin, garip bir sekilde, simdiki bilge torunlarinin bir turlu çozumleyemedigi ‘kozmonogia’larinda yinelenip duran, Midyat pirinciyle bile yapilmis olsa, artik biktirici olan pilav tenceresinden kurtulamayiz.

Sumer/Aggade tarihinin yeniden kurgulanmasina iliskin onceki çalismalarda,daha çok Sami topluluklarin yaninda durarak eski iliski biçimlerini ogrenmeye,anlamaya çabalamistik. Zerdustilik, Hurmuzilik, eski Manicilik, ‘ates/gunes’ kult kaynaklarinin bu erken anlatim biçimi,bizi bu alanda bir adim daha ilerletecektir..Bu çaba ayni zamanda,Enuma Elis’in Marduk’unun karsisindaki Tiamat’in ‘yarattigi’ canavarlar arasindaki ‘yilan’lari, ‘kopekleri’, ‘solucan/suluk’leri daha yakindan tanimak ve gunumuzun neredeyse butun yazili dinlerinin kaynagi olan,uygarligin erken donem kaynagi bu topraklarin insanlarini yerli yerine yerlestirme ve gunumuze baglama olanaginin kapilarini da açacaktir.Eski Ahit’te tanrinin “tohumu meyvesinde olan” agaçlarini; “yaban otlarini” niye daha sonra yaratmis oldugunu falan ogrenme olanagini da…

Sumer-Sami eski dini inançlar bakimindan bizi,Dogu,Kuzey ve Avrupa kulturune baglayan bu alan,Sumer kiraliyet listesinde “Sippar” olarak yer alan ve Tufan’dan onceki merkezi kiralligin hukum surdugu gunumuzun Iran’indan baska bir yer degildi.
Artik Isfahan’in elma’sini isirmis bulunuyoruz.Bir kez isirinca da,onu bitirmek gerek.Bir kadina evlilik teklifi anlamina da gelen bu ‘elma’ oylesine bastan çikaricidir ki ustelik,cehenneme gitme pahasina Adem ve Havva anamiz bile onu tadmadan birakmamisti…

Bati bilim dunyasi ve onu uygarca ve usluca takip etmek fonksiyonu disina yer yer,çalismalarindan daima etkilendigim F.Koprulu gibi çaba adamlari yardimiyla çikabilen dogu bilimciligi, bu topraklar uzerindeki kulturel alani,yerli yerine oturtarak yeterince incelemis degildir.Bir serap toplumu gibi ‘kaybolan Sumer’ler, eger Samiler gibi elle tutulur bir ardas toplum birakmamis olsalardi,butun o eski toplum uygarligi genis arap çollerinde kaybolmaktan zor kurtulurdu herhalde.

Butun bir ‘aydinlanma çagi’ni tam bir dogu nihilizmi olarak okuyan bilgelerimizin,eski Yunan ilahilerinin “Agamemnun”unun,olum torenlerinde,meclis toplantilarinda,ganimet paylasimindaki farkli kulturel degerlerin de izi uzerinden etnik bakimdan bir ‘dogu’lu topluluk, “farsi” bir uygarlik kolu olabilecegi uzerinde bile durmus sayilmazlar.Paris’in,kutsal Ilyon kentinin,bugunun Firansa’sinda ne ariyor olabilecegi de pek ilgilendirmemistir onlari.

Sumer kaynaklarinda “Sippar” olarak okunan yerlesim, bizim “Pers”, “Fars” olarak tanidigimiz topluluk atalarina aitti. Sumer uzmani “Sippar”i oyle okur ve bu tur okumalarin dogru yorumunu dogru yapamadigi için koca “sumer uygarligi”ni gelismenin bir aninda birden bire serap dunyasina yollayiverir. Bati bilimciligine ne kadar mutesekkir olursak olalim, onlarin en keskin bir biçimde elestirisi gerçeklesmeden bu alanlarla ilgili bilim dallarinin ayaklari uzerine dikilmesi saglanamaz. Bugunku Iran’in, bilinen butun tarihte çok onemli bir dini merkez olarak var olabilmesi, onun Sumer-aggade donemine degin ulasan derin kokleriyle anlam bulabilir. Simdiki Iran rejimini, kara cubbeli Humeyni’nin kisisel basari veya kisisel ‘karanlik’ iliskileriyle açiklayan gazeteci duzeyindeki degerlendirmeler, tarihten devraldigi bu kara renk sembollu dini toplulugun, uygarligin erken donem -4000/-3500 yillarindaki kurulusunun o cografi alandaki gerçek katilimcilari oldugu bilgisinin yanindan bile geçmis degildir. Bati bilim dunyasinin ezici ideolojik egemenligine, kendi doneminde neredeyse tek basina direnen M.Fuad Koprulu’nun çabalari her zaman ovguyle anilmaya layiktir. Iran’in, ortaçag dunyasinda buyuk dinsel otoritelik alanlarindan biri oldugunu azçok gosteren W.Bartold’un “Islam medeniyeti tarihi” ve ona “ M.Fuad Koprulu tarafindan Baslangiç’la Iyzahlar ve Duzeltmeler kismi ilave edilmis” eser, eski Fars-Pers kulturunu de belli olçulerde irdelemeye çalismistir. Ama, orada, dogal olarak, simdi sahip oldugumuz eski tablet verileri yeterince taninmiyordu. Bu topraklarin, -4000/-3500 yillarinin en buyuk toplumsal duzenlenis alanlarindan birisi oldugu uzerine yeterli incelemeler yapilmamisti. Bu simdi bile yapilmis degildir. Eski Esnunna yasalari, elam tabletleri ve simdi incelemekte oldugumuz Zerdust dinine ait anlatimlar, eski toplum uygarliginin Tibetten, Hinde, Turkmenistandan Cine uzanan yayilim yollarinin eski Iran topraklari uzerinden geçtigini gosteriyor. Bu geçis yolu ayni zamanda, tasidiklari kultur degerlerinin izleri takip edilebilir olan Ariyan-Hitit topluluklarinin anadoludan avrupaya kadar dagiliminin da kesisme noktasi idi.

Iran’in islam’a geçer geçmez ele geçirebildigi merkezi degerin gucununun ideolojik bakimdan nereden gelebilmis oldugu fazla incelenmis olmadigi gibi, onunla komsu olan Ermeni ve Gurculerin kiliselerinin hiristiyan dunyasinda ayri bir merkez rolu alabilmis olmasinin kult kaynaklari da yeterince incelenmis degildir. Bu topluluklara, harita uzerinden bile olsa, yakindan baktigimiz zaman, onlari en eski dini kaynaklara baglayan cografi yakinligin, eski toplumsal duzenlenisin anlatimi olan dinsel kaynaklardan beslenmis oldugunu gorecegiz. Acem mazdehizminin, Ahura Mazda’ciligin Ehrivan’ini belki de bugunku Ermenistan’da Erivan olarak bulmak çok mumkun olacaktir.

Isparta’nin ad kaynagini,onun yonetim duzeni uzerine yazilmis eski yazilarin bilgilerini yorumlayarak, o sehirin gul’lerini koklayarak bulmaya çalismak gerek. Gul, sadece bir ‘bitki’ degildi. Bu ‘bitki’nin nami erken donem yaratilis anlatimlarina kadar uzanir ve yakindan tanidigimiz alevi/bektasi deyislerinin en çok kullanilan ‘metafor’ larindan birini olusturur.

Sumer yaratilis anlatiminin ‘goksel bogasi’, kutsal inegi, onun kutsal danasinin hem uç dinde ve hem de oradan doguya ulasmis olmasi gereken Hinduizmdeki rolu azçok biliniyor. Bu alandaki inceleme, Gilgamis’in Uruk’un sur kapilari onunde Boga ile gures anlatimini bugunku Ispanya’da buldugumuz olçude deger kazanacaktir. Tamamen bir rituel halinde yasanan bu ‘boga guresi’, boganin kirmizi ile savasi, onun sonyaz ve ilkyaz senliklerinin parçasi olmasi, aradaki 4000 yillik tarih baglantisinin,toplum yasamlarinda hiç de o kadar uzun olmadigini gosteriyor.

Fransa’nin Paris’ini ve Lyon’unu Iran’dan, Sippar’dan, kutsal Nippur sehrinin ulu ak tapinagina kurulmus yuce tanri Anu’ya kadar baglayamayan ve buyuk kultur goçunu izleyemeyen tarihsel çalismalar, Firansa’nin “Notre Dame”larin paratoner çubuklari yaninda sallanan horoz amblemine sadece saskinca bakmakla yetinebilir. Belki onda da ballandirilarak anlatilacak yuksek degerler bulur. Geçmisinde ovunme bakimindan, Paris’de St.Michel kahvelerini anlatmaktan daha iyi bir sey beceremeyen su yikilasi turk nihilizmi, butun avrupa’nin, en azindan butun kita avrupasinin kultur temeli olan eski Yunan bilgeliginin asil kaynaginin, gunumuzun ilkel , islam, sii, alevi torun topraklarinin uzerinde ve bundan tam 6000 yil kadar once sekillenmis kultur degerlerine dayanmis olabilecegini hiçbir zaman dusunmemistir.

Hesiod’un Tanrilarin soykutugu,butun temel yapisiyla, bu alanda sekillenen dini yapinin anlatimina dayanir. Eski mezopotamya toplumlarinin yapilanmasini yeniden kurgularken bu anlatima donmemiz gerekecek. Bu kulturel alan, genis olçuleriyle, bugunku Irak, Iran, Ermenistan, Suriye ve Turkiye’nin butun dogusu uzerindeki topraklar uzerinde yasayanlara aitti.

ramazansaman

Yorum Yaz

Yazı 30 / 62
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa
Ücretsiz Blog