MOGOLİSTAN
Moğolların çay içme biçimleri ise inanılır gibi değil. Çaya biraz yağ, bir tutam
tuz, biraz un ya da darı ekliyorlar. Hadi bu neyse, ama ya kuzu etli çaya ne
dersiniz? Dilim dilim edilip bir hafta açık havada kurutulmuş kuzu etini çayın
içine atıp içerek, soğuk iklim koşullarına ve göçebe hayata karşı güç ve enerji
kazanıyorlar.
TÜRKİYE
5000 yıllık tarihe sahip çay her ne kadar Türklerin yaşamına geç girmişse de
temiz girmiş. Gün boyunca çay içmemizin yanı sıra, kendimize özgü demleme usulü,
ince belli cam bardaklar, kıtlama çay gibi katkılarımızla çayın kültür tarihine
eklediklerimiz gözardı edilemez. Bunlardan ilki, iyi bir çay demlemenin olmazsa
olmaz kurallarından biri olan demliğin sıcak olması şartını, demliği çaydanlığın
üstüne oturtularak, ustaca ve güzelce çözümlememizdir.
Buna karşın; çayın acıyıp tadının bozulmasını önlemek için; demledikten sonra,
çayı süzdürüp başka bir demliğe boşaltmıyoruz o da işin ayrı bir yanı.
Peki Türk çay kültüründe olmayan; Amerikan icadı poşet çay, çay topları ve
ağları, fazla aromalı çaylar, çaya çok süt ve limon koymak, çayı metal demlikte
demlemek yani çaya karşı özensiz davranmak.
Türkler, Anadolu'ya gelmeden öncede çayı bilmelerine karşın; çayın Türkiye'ye
gelmesi ancak birkaç yüz yıl önceye dayanmaktadır. Çay içiminin Anadolu'da
yaygınlaşması 19. yüzyıldan itibaren olmuştur. Türklerde çayın yaygınlaşmasına
ilişkin şöyle bir hikaye anlatılır:
Hoca Ahmet Yesevi bir gün Hıtay sınırında Türkistan karyelerinden birine misafir
olur. O gün hava çok sıcak olduğu için çok yorulmuştur. Evine misafir olduğu
Türkmenin komşusunun zevcesi doğum yapmak üzeredir. Türkmen, Hoca Ahmet Yesevi'den
dua ister, Ahmet Yesevi de dua eder. Allah'ın izniyle Türkmenin isteği hemen
olur. Türkmen bu duruma çok memnun olur. O yörenin önemli bir ikramı olan çay
kaynatıp getirir. Hoca Ahmet Yesevi çayı sıcak sıcak içince terler ve yorgunluğu
gider. Sonra, "Bu şifalı bir şey imiş, hastalarınıza bundan içirin ki şifa
bulsunlar. Allah kıyamete kadar buna revaç versin" diye dua etmiştir. İşte çay
bundan sonra bütün Türkler arasında kullanılmaya başlamış ve şifa verici bir
içecek olmuştur.
Halk kültürü ve etnografyasında çay önemli bir yer tutar. Çay bugün sosyal
hayatımızda yerini dolduramayacak derecede sağlamlaştırmış, onun etrafında
oluşan kültürüyle birlikte yaşamaktadır.
Sabah kahvaltısından gecenin geç saatlerine kadar hayatımızın içinde bulunan çay,
değişik kültürel değerlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
Çayla ilgili; tekerlemeler, bilmeceler, mani ve türküler, ilahiler, efsaneler,
fıkralar, gelenek ve görenekler başlı başına kültürel değerlerdir. Hatta, çay
kelimesi Çince olduğu halde, sözlüklerde ve deyimlerde yerini bulmuş geniş bir
kelime ve deyim sayısına ulaşmıştır. Çay, Çay Bahçesi, Çay Bardağı, Çay Demlemek,
Çay Fincanı, Çay Fidanı, Çay Fidesi, Çay Kaşığı, Çay Takımı, Çay Vermek, Çay
Molası, Çaycı, Çaycılık, Çaydanlık, Çay Parası, Çayevi, Çaygiller, Çayhane, Çay
Kazanı gibi kelimelerin yanında; Tavşan Kanı Çay, Çay İçmek, Kıtlama Çay, Çayı
Höpürdetmek, Çay İkram Etmek, Paşa Çayı gibi deyimlerin ortaya çıkmasına sebep
olmuştur.
Yetiştirilmesinden, hazırlanıp tüketilmesine varana kadar olan çay kültürü, bir
çay etnografyasını da ortaya çıkarmıştır. Çay kesilmesine yarayan makaslar,
sepetler, kutular, demlikler, semaverler, çay kazanları, bardaklar, fincanlar,
kaşıklar, tepsiler vb. hepsi çay kültürünün etrafında oluşan etnografik
maddelerdir.
Bunlardan en önemlisi, çayın kendisinden ayırd edemeyeceğimiz semaver kültürüdür.
Semaver 19. yüzyıldan itibaren Ortaasya'da yaygın olarak kullanılmaya
başlanılmıştır. Ahmet Yesevi'den gelen mirasla çayın şifalı olduğuna inanıldığı
gibi, semaverin de şifa dağıtıcısı olduğuna inanılır hale gelmiştir. İnsanlara
bir hayat, muhabbet verici, dertlere deva olarak görülür. Semaverin şifa
dağıttığına o kadar inanılırdı ki hamam çıkışında ve mevlitlerde insanları
rahatlatmak için semaver kaynatılır ve çay içilirdi. Semaver edebiyatımızda da
başlı başına bir yer tutmaktadır. Semaver şifahaneye benzetilmiştir.
Daha düne kadar yurdumun kahve ve çay bahçeleri "cafe"lere özenerek cam bardağı
ortadan kaldırmış, porselen ya da cam fincanlarda servis yapmaya başlamıştı. Bir
de tabii poşet çay girdi ki yaşamımıza, "cafe"lerin dışında kimi evlerde de yüz
yıllık çay demleme usullerimiz hemen rafa kaldırıp demlik poşeti çaylar fincanda
sunulmaya başlandı. Allah'tan şimdilerde, turistlere porselen/seramik fincanda
poşet çay sunmanın pek de zekice bir şey olmadığı kavranmaya başlandı. Bunda "Yunanlılar
ince belli cam bardakta çay veriyormuş" haberinin etkisi oldu mu bilmiyorum ama
son zamanlarda, "cafe"lerden başlayarak, çay bahçelerinde de çay severlerin
ısrarı üzerine ideal boyutta olmasa da cam bardaklar kullanılmaya başlandı. Hani
şu nedense "Ajda Pekkan bardağı" denen iri bardaklar. Ama gerçek çay severlerin
gönlünde yatan küçük, ince belli bardaklar tabii ki.
Gün boyunca çay içmemizin yanı sıra, kendimize özgü demleme usulü, ince belli
cam bardaklar, kıtlama çay gibi katkılarımızla çayın kültür tarihine
eklediklerimiz yadsınamaz, hele türkülerimize, ilahilerimize, manilerimize de
girdiği hatırlanırsa..
ramazansaman
|