GEÇMİŞ ZAMANIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ Ana Sayfa | Profilim | Arşiv | Arkadaşlarım
Bilinmesi Gerekenler

ALEVİLİK NEDİR? 223/11/2008

ALEVİLİK NEDİR?

Oniki İmamlar

1. Hz. Ali:
Künyesi Ebu’l Hasandır. Ebu Turab, el-Murtaza, Haydar, Esadullah gibi lakapları vardır. Fil yılının 30. senesi Recep ayının on üçüncü (29 Temmuz) günü doğdu. Hz.Muhammed’in amcası Ebu Talib’in oğlu ve aynı zamanda Peygamberin damadıdır (Tercüman, 1987:103). 5 yaşından itibaren Hz. Muhammed’in yanında büyümüştür. Hz. Muhammed’e Hz. Hatice’den sonra ilk inanan, Peygamberin terbiyesi altında yetişen Kur’an ve sünneti en iyi bilen, gerek Hz. Ebubekir ve gerekse Hz. Ömer zamanında kendisine akıl danışılan bir sahabedir (Fığlalı,1996 :238-240).

Hz. Ali, Hz. Muhammed’in Medine’ye göç edeceği gün onun yatağına yatarak müşrikleri
oyaladıktan sonra Peygamberin emanetlerini sahiplerine iade edip Hz. Fatma ve annesi Fatma Binti Esad ile birlikte Medine’ye hicret etti. Hz. Ali, Peygamberin terbiyesi altında büyüyen,her yönden iyi yetişmiş, özellikle Kur’an ve sünneti, bilimi, helal ve haramı iyi bilen sahabe unvanını kazanmıştır. Ebubekir ve Ömer zamanlarında sahabeler içinde mutlaka kendisinden akıl danışılan bir isim olmuş, tarih ve tabakat kitaplarında “Ebubekir ve Ömer’in Müftüsü” olarak adı geçmiştir. O varını yoğunu fakirlere dağıtan, vefası, cömertliği ve Müslümanların haklarını gözetip korumakla şöhret kazanmış yüce bir şahsiyetti (a.g.e:239-243).

Hz. Muhammed Miraca çıktığında Tanrı kendisine sırlarla dolu nurlu yetmiş bin kelime söyledi. Bunlardan otuz beş binini açıklamakta serbestsin, bunları hayırlı dostlarına ve istediğine söyle, geriye kalan otuz beş binini gizle, buyurdu. Peygamberimiz bu sözlerden bir kısmını kerim ashabına söyledi, geriye kalan sırlarından on binini Hz. Ali’nin kulağına fısıldadı. Hz Ali, bu metin sırlar ve nurlarla dopdolu olduğu vakit heyecanlanarak ve feryat ederek çöllere gider, başını kuyuların içine sokar, ah vah eder, manalar saçar ve daima: “Perde kalksaydı yakıynim artmazdı” buyururdu (A. Eflaki II,1995:171-172).

Hz. Ali’nin üç yüce adeti vardı. Bunlardan birincisi, eve misafir geldiğinde önüne bal çıkarmak; ikincisi fakir ve zavallılara şalvar giydirmek; üçüncüsü ise, mescitlere çerağ göndermekti. Hz. Ali’nin yakınları bu üç adetinin sırrını sorduklarında O buna şu cevabı vermiştir: Fakir misafirlerin ağızları tatlanınca hakkımda dua etmeleri; “insanlar kıyamet gününde çıplak olarak haşrolunacaklar”, hadisine göre o günde çıplak olarak dirildiğimde, avret yerimi kapatacak bir şeyimin olması; Yüce Tanrı’nın benim karanlık mezarımı kendi lütfu ile nurlandırması ve beni ışıksız bırakmaması için bunları yapıyorum (A. Eflaki I,1995:441).

Alevi inancına göre, Allahü Taala evreni yaratmadan önce Hz. Muhammed ile Hz.Ali’nin nurlarını yarattı ve evreni bu nurların ışığı ile aydınlattı. Tanrı şeriatı Hz. Muhammed’e, tarikatı ise Hz. Ali’ye verdi. Alevi cemlerinde delil uyandırmak maksadıyla yakılan çerağ (mum) Hz. Ali’nin nurunu temsil eder ve onun için bu kutsaldır (Bozkurt,?:157).

Tanrı, Nur Suresi 36. Ayette; “(Bu kandil) bir takım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Onların içinde sabah-akşam O’nu tesbih ederler.” buyurarak, insanlara bu çerağın ibadet yapılan mekânlarda yakılmasını emretmiştir. Görüldüğü gibi Alevi dergâhlarında yakılan mum, yukarıdaki ayete ve tasavvufi inanca dayanmasına rağmen, bu törenlerin gizli olması ve Sünnilerce mahiyetinin anlaşılamaması sebebiyle, zaman zaman mum söndü gibi suçlamalara neden olabilmektedir.

Mevlana’nın rivayetine göre, Hz. Ali bir gün sabah namazına gidiyordu, önünde yaşlı bir Yahudi’nin yürümekte olduğunu gördü. Ali; insanlığı, civanmertliği ve ahlakının yüceliği ile o ihtiyara saygı gösterip onun önüne geçmedi ve arkasından yavaş yavaş yürüdü, fakat sabah namazının birinci rekatını kaçırdı. Bunun üzerine Cebrail Hz. Muhammed’e gelerek kendisini Tanrı’nın gönderdiğini ve bir Yahudi’ye saygı göstermesi yüzünden Ali’nin, yüz senelik ibadetten daha hayırlı olan sabah namazının birinci rekatının sevabından mahrum kalmadığını bildirdi (Eflaki I,1995:285).

Fütüvvet, peygamberlerden Hz. Muhammed’e geldi. Kıyamette her peygamber kendi derdine
düşerken O, “ümmetim, ümmetim” diye halkın kaydına düşecektir. Fütüvvet, Hz. Muhammed’den Hz. Ali’ye geçti. Hz Muhammed: “Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır ve Ali
bendendir, ben Ali’denim, buyurmuştur. Hz. Ali Fütüvvet kutbudur ve 17 kişinin belini
bağlamıştır. Bunların başında Selman-ı Farisi gelir. O da Hz. Ali’nin emriyle bazılarının bellerini bağlamıştır. Böylece şedd erkanı (kemerbestlik), Hz. Muhammed, Ali ve Selman vasıtasıyla kurulmuş bir silsile meydana getirmiştir (Arslanoğlu,1977:20).

Bir gün bir dilenci gelmiş ve bir şey istemişti. Peygamber, buna bir şey verin, dedi. Ali kalktı, gitti ve bir dinar, beş dirhem ve bir kap yemek getirdi. Hz. Muhammed sorunca dedi ki: “O istediği zaman içimden bir parça yemek vermeyi geçirdim. Derken hatırıma beş dirhem vermek geldi. Giderken bir dinarım var, onu da vereyim, dedim. Hatırıma geleni ve içimden geçeni vermemezlik edemezdim.” İşte bunun üzerine Hz. Peygamber: “La feta illa Aliy: Ali’den başka er yok” dedi (Arslanoğlu,1977:15).

Hz. Ali: “Bana ayıplarımı gösteren kimseye Tanrı rahmet etsin. Ben iyi huyumla insanlara galip gelirim, imkanım nispetinde onları ıslah ederim. Bana söylemek düşer, kabul ettirmek benim elimde değildir” demiştir (A. Eflaki II, 1995:59).

Hz. Ali’nin yolunun şartı 6 olarak kabul edilmektedir:

1.tövbe
2.teslim
3.ölüm
4.takva
5.kanaat
6.uzlettir (Arslanoglu,1997:49).

ramazansaman



Yorum Yaz

Yazı 11 / 62
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa
Ücretsiz Blog