GEÇMİŞ ZAMANIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ Ana Sayfa | Profilim | Arşiv | Arkadaşlarım
Bilinmesi Gerekenler

Ahlak ve Şiddet 123/11/2008
 

Ahlak ve Şiddet

Varlığımızın eksikliğini ve mutluluğumuzun önündeki engelleri kendiliğinden
önümüze çıkan iki olgu aracılığıyla fark ederiz. Bir taraftan bizi sürekli
kemiren ahlak kuralları diğer taraftan tüm umutları bir anda sona erdiren şiddet.

Ahlak kuralları herkes tarafından karşı çıkılmasına rağmen varlıklarını
sürdürürler. İki veya daha fazla kişinin bulunduğu her yerde bu kurallar
varlıklarını kabul ettirir. Sosyoloji, psikoloji, psikanaliz, etnoloji ve
felsefe kendi alanlarındaki araştırmalar içinde birden kategorik bir biçimde
ortaya çıkan ahlak olgusu ile karşı karşıya kalırlar. Herkes en azından
görünürde bu kurallara uyar. Büyük bir ahlaksızlık çeşitti dil oyunları ile
ahlaksal bir giysiye bürünebilir.

Ahlak kuralları özgürlüğü sorunsallaştırmaktadır. Varoluş bir özgürlük
devinimidir. Özgürlük boşluk içinde başlangıçsızdır.

Özgürlük varoluşun gerçekleşme biçimi olarak boşluğa açılır ve ahlaksal
kurallarla kendini imha ederek bireyselleşir. Felsefi özgürlük ile sosyo-politik
özgürlük arasındaki geçiş alanı özgürlüğün ahlaksallaşması süreciyle somutlaşır.
Özgürlük ahlaksallaşma sürecine giremediğinde şiddet haline dönüşerek varoluşa
yabancılaşır.

Ahlaksal kurallara baktığımızda bu kuralların bir taraftan toplumsal baskı,
diğer taraftan ben’in içinden gelen bireysel baskı biçiminde somutlaştıklarını
görüyoruz. Dışarıdan ve içeriden gelen bu kuralları birbirinden ayırt etmek
kolaydır. Toplumsal çevre değiştiğinde değişen kurallar toplumsal, değişmeyen
kurallar ise bireysel (ahlaksal) kurallardır.

Ahlaksal kuralların yaşamı düzenleme yetersizlikleri her zaman şiddet oluşumuna
yol açar. Toplumsal ahlaki kurallar yetersiz kaldığında yaşamı düzen altına
almak için devletin hukuksal veya hukuk-dışı (diktatörlük, krallık, vs.) şiddeti
devreye girer. Bireysel ahlak kuralları yetersiz kaldığında bireyin toplumla
ilişkileri hep şiddet ilişkileri olarak gerçekleşir.

Ahlak kuralları “bireyleşme” süreci içinde dinamik bir yapı kazanır. Birey
kendini içinde yaşadığı toplumun kuralları ile çepçevre kuşatılmış bulur. Bu
kurallara karşı özgürlük bir fikir, bir ideal biçiminde bireyin bilincine egemen
olur. Toplumsal ahlak kurallarından kurtuluş çabasına öncülük eden özgürlük
fikri, bu çabaların yoğunlaştığı noktalarda yok olmaya ve yerini bireyin kendi
varoluşunun amacı olarak gördüğü bireysel ahlak kurallarına bırakır. Özgürlük
devinimi toplumsaldan bireysele dönüşen ahla kın itici gücüdür. Özgürlük her
zaman bir ahlak kuralı tarafından kuşatılır ve kendini özgürlük-dışı bir olgunun
karşıtı, potansiyel bir güç olarak ifade etmek zorunda kalır. Özgürlük hiçbir
zaman somutlaşamadığı için onu betimlemek veya tanımlamak olanaksızdır.

Sartre “özgür olmaya mahkumuz” derken insanın her durumda çeşitli olabilirlikler
arasında seçim yapma zorunluluğunda olduğunu vurgulamıştır. Sartre’da özgürlük
bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Kişinin bu seçimi ahlaksal bir
seçimdir çünkü bu seçim aslında kişinin belirlediği bir kurala göre
yapılmaktadır. Özgürlük devinimi bireysel bir devinim olmayıp. bireye ahlakı
dayatı bir devinim olmaktadır. Özgürlük, bireyin varoluşunun dayattığı dünyaya
açılış deviniminin başlangıcı olmakta ve yaşamsal süreçte ahlaksal kuralları
oluşturan bir tür geriye çekilişi zorunlu kılmaktadır. Özgürlüğe mahkum
olduğumuz için ahlak bir zorunluluktur.

Ahlak kurallarının incelenmesi iyilik-kötülük eksenine oturtulursa verimli
olmayacaktır. Çünkü bu kavramların birbirinin içine girme kolaylığı ve olayların
çoğunluğun-da, birbirinden ayırt edilme zorluğu sonu gelmez tartışmalara neden
olmaktadır. Platon’dan gelen felsefi geleneğin de ideal iyilik ve kötülük
fikirlerini veri olarak alması ve eylemlerin bu ideallere göre değerlendirmeye
tabii tutulması, kavramların içeriğinin belirginsizliği nedeniyle duygusal
tepkilere bağımlı ahlaksal değerlendirmelere neden olmaktadır. l3laton’un
duygusal tepki dışında iyilik ve kötülük ide ası olduğunu ileri sürmesine rağmen
bu kavramların yine de duygusal tepkiye göre belirlendiği ortadadır.

Ahlak kuralları Kant tarafından geleneksel, Max Scheler tarafından ise duygusal
tepkilere dayandırılmakta, bir taraftan soğuk, yansız akılcı bir biçim alırken,
diğer taraftan ateşli, tutkulu bir devinim kazanmaktadır. Burada garip bir
çelişki vardır. Can sıkıcı kurallar birdenbire yaşamsal coşkuya neden olmaktadır.
Bu coşku şiddetle karşılaştığında şiddete kolaylıkla dönüşmektedir. İyi ile
kötünün savaşımının kaynağı buradadır.

Şiddetin ahlaki yoktur. Şiddet sadece bir tekniktir. Ahlakın başladığı yerde
şiddet geri çekilir veya yok olur. Ahlakın şiddete tamamen egemen olduğu
durumlar yalnızlık, depresyon durumlarıdır.

Birey toplum içine girişi ile birlikte şiddet olgusuyla karşı karşıya gelir. Bu
şiddet bireyin özgürlüğünün kabul edilmeyişi biçiminde gerçekleşir. Birey
şaşkındır, çaresizdir. Depresyon ve yalnızlık içindeki birey her şeyle
birdenbire karşı karşıya gelmiştir. Özgürlüğünün onu yok etmeye yöneldiğini
görür intihar eşiğindedir artık. Ahlak bir yaşama olanağı olarak intiharın
karşısında durur.


ramazansaman

Yorum Yaz

Yazı 5 / 62
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa
Ücretsiz Blog