GEÇMİŞ ZAMANIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ Ana Sayfa | Profilim | Arşiv | Arkadaşlarım
Bilinmesi Gerekenler

Ahlak ve Şiddet 223/11/2008

Ahlak ve Şiddet

İnsanın toplumuyla ilişkilerinde her zaman ahlak vardır. Özgürlük çılgınlıktır,
ölümdür. Şiddet özgürlüğü yok eden bir özgürlük eylemidir. Ahlak özgürlüğü yok
eden bir düzenleyicidir.

Özgürlük yaşamda sakınılması gereken bir oluşumdur. Varoluş yaşama yansırken
özgürlüğünü yitirir. Özgürlüğün devindirici bir fikir olarak varlığını
sürdürmesinin nedeni, varoluş deviniminin yaşamı sürekli sorunlaştırmasındandır.
Özgürlük yaşamda hiç gerçekleşmeden, bir fikir olarak sürecektir. Özgürlüğü ele
geçirmek için yaşamı yok etmek, daha doğrusu ölmek gerekir.

Ahlak kurallarını onlara geri dönmek üzere aşarız. Bu aşma noktasında özgürlük
bir an için bize gülümser. 0 bir anı sonsuzlaştırın, çünkü ikinci an ahlakın
geri geldiği andır.

İçgüdüler belki de ahlakın en büyük düşmanlarıdırlar. Tüm içgüdüler tatmin olmak
isterler ve bu gerçekleşmediğinde şiddete başvururlar. Bu şiddet ya kaba
şiddettir, ya da ahlaksal gösterilerle birlikte yol alan örtük bir şiddettir.
Ahlaksal bilinç bu savaşım sürecinde oluşur. İnsan ahlak kuralları ve içgüdüleri
arasında bir kaosa sürüklenir. Kendini anlatmakta büyük olanaksızlıkların içine
düşer.

Ahlak-şiddet ilişkisi temel olarak erotizmde, ekonomik savaşta, ben ile öteki
arasındaki ilişkilerde yoğunlaşır ve varoluş açısından yaşamın işlevi hakkında
önemli bilgiler sunar.

Ahlak bir yaşama bilgisidir ve onsuz yaşam olanaksızdır. Devlet ahlakın yaşamı
düzenlemekte güçsüz kaldığı yerde ortaya çıkar. Bu sebepten ahlak ve hukuk
birbirinden farklı hale gelir. Hukuka başvurulduğu andan itibaren devletin
şiddet mekanizması devreye girer. Hukuk soyuttur, yaşamın dinamizminin
dışındadır, yasalardaki sözcüklerin hepsi birer şiddet aletidirler. Hukukun
şiddeti ahlaksız şiddeti alt etmeye çalışır. Hukuk ne ahlaklıdır, ne de
ahlaksızdır. Hukuk ne pahasına olursa olsun halihazır düzeni sürdürmeyi hedefler.

Yaşama alanını üçe ayırmak mümkündür. Ahlak alanı + Hukuk alanı + Şiddet alanı.
Özgürlük hukuk alanının içinde ekonomik, politik sosyal olarak düzenlenmiş bir
özgürlüktür. Felsefi özgürlük dışsal yaşama alanında yoktur ve yalnızca içsel
varoluşsal bir özgürlük biçimi ile somutlaşır. En güçlü toplumlar ahlak alanları
en geniş toplumlardır. Hukuk alanının genişliği o toplumun şiddetin eşiğinde
olduğunu gösterir. Şiddetin panzehiri hukuk değil ahlaktır. Ahlak kuralları
izlenerek uyuşmazlığı çözmek, toplumda daha kolay kabul görür. Hukuk kuralları
izlenerek verilen kararlar her zaman hoşnutsuzluk yaratır. Modern toplumlarda
ahlak alanı azalmakta, hukuk alanı genişlemektedir ve herkes her zaman
haksızlığa uğradığı duygusu ile yaşamaktadır. Bu da modern toplumları potansiyel
bir şiddet ortamı içine sürüklemektedir. Hukuk soyut ve anlaşılması biçimiyle
insanların şiddete eğilimini arttırmaktadır.

Herkes yaşamını sürdürmek için kendine geçerli ve anlamlı bir yol izlemek
zorundadır. Ölüme kadar süren bu yolculukta bize iki olgu dost olabilirler:
Sağlam bir sevgi ve sağlam bir ahlak. Sevgi ve ahlakın özgürlükle garip
ilişkileri vardır. Özgürlük belirli yoğunluğa ve düzeye ulaşmadığı zaman sevgiyi
ve ahlakı yok eder. Yüksek düzeydeki özgürlük sevgiyi ve ahlakı besler.

Hemen ahlak için hayati bir ayırımı ortaya koymam gerekiyor. Birincisi
geleneklere dayanan, kökenin şiddeti ve ölümü önlemeye dayanan toplumun
üyelerini sahte ve ikiyüzlü kurallarla bir arada tutan toplumsal ahlak. Daha
doğru4u radikal bir ifadeyle “yalancı” ahlak. İkincisi içimizde sürekli büyüyen
bir ses olan, kendimizi aşmamızı sağlayan ve bizi sıradan, günlük çıkar
hesaplarının üstüne çıkaran, şiddetle uzaktan yakın-dar bir ilişkisi olmayan
bireysel ahlak, daha doğrusu “gerçek” ahlak.

Bu iki ahlak bazen bilinçli, bazen bilinçsiz olarak birbirine karıştırılmakta,
yalancı ahlakın ahlaksızlıkları gerçek ahlaka mal edilmektedir. Gerçek bireysel
ahlak, geleneksel ahlakın pençelerine yakalanmış kişilerce bencillik olarak
görülür ve ahlaksızlık damgası yer. Bazı bencil kişilerin de bireysel ahlakın
içine gizlenmeye çalıştıkları görülmektedir. Ama bu, dikkatli gözlemlerden ve
kalbinin sesini dinleyenlerden kaçmayan bir olgudur. Gerçek ahlak bireyi ince
bir noktaya tırmandıran bir ahlak olarak, öncelikle verici bir ahlaktır. Ama bu
vericilik zorunlulukla değil sevgiyle oluşmaktadır.

ramazansaman

Yorum Yaz

Yazı 4 / 62
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa
Ücretsiz Blog